Kompleks Travma Sonrası Stres Bozukluğu
TİHV Yayınları
ÖZET

Travma sonrası stres bozukluğunun karmaşık (complex) olarak nitelendirilen tipi, henüz genel kabul görmüş olmasa da, “karmaşık TSSB”nin travmayla ilişkili ruhsal bozukluklar grubunda yer almasının gerekliliği pek çok klinisyen tarafından savunuluyor. Tanı ve tedavilerinde zorlandığımız bir grup hastayı, daha kolay anlamamızı sağlayan bu yeni sendromu benimseyen yazarlar, DSM sınıflandırmasında tanımlanan TSSB’nin, “basit” (simple) TSSB olarak isimlendirilmesini öneriyorlar. Kısacası, önümüzdeki dönemde, TSSB’nin kliniğiyle ilgili tartışmalar, karmaşık/basit TSSB gibi yeni bir eksende yoğunlaşacağa benziyor.

Travmatik olayların süreğen olarak yaşandığı veya travmanın tekrar yaşanması olasılığının yüksek olduğu, bir başka deyişle, “travma sonrasına uzun bir süre geçmesine rağmen ulaşılamayan durumlarda, ortaya çıkan ruhsal tablo, “basit TSSB” den farklı olmaktadır. TSSB’de “travma sonrası” tanımı, travmanın geçmişte olup bittiğini, tekrar yaşanması olasılığının hemen hemen genel populasyonla eşitlendiğini düşündürmektedir. Belki bir trafik kazası sonrasında veya sel felaketi ardından, “travma sonrası” nitelemesi, bireyin travmayla tekrar karşılaşma olasılığında önemli bir değişiklik olduğunu vurgulamak için uygun olabilir. Ancak insest, çocuklukta fiziksel, ruhsal kötüye kullanım, eşi tarafından sürekli aşağılanma/dövülme, toplama kampında yaşama, özel tip cezaevlerinde tutulma, zorunlu göç, sıcak savaş ortamında yaşama, işkence görme ve tekrar işkence görme tehdidi altında olma gibi süreğen travmatik olaylarda “travma sonrası” “basit TSSB”de olduğundan farklı bir içerik kazanmaktadır. Yukarıda sayılanlar gibi uzamış, tekrarlayan travmalarla karşılaşan mağdurların geliştirdikleri klinik tablolar, belirtilerin niteliği, şiddeti, kalıcı kişilik değişikliklerine yol açabilmeleriyle daha “karmaşık” olmaktadır. Nazi soykırımı mağdurları veya Güneydoğu Asyalı mültecilerle çalışan klinisyenler, bu gruplarda saptadıkları ruhsal tabloların, klasik TSSB sınırlarını zorladığını belirtmişler ve “victimization disorder” (mağduriyet bozukluğu), “complicated post-traumatic stress disorder” gibi, farklı bir yaklaşımın gerekliliğini vurgulayan yeni isimler önermişlerdir. Özellikle, çocukluk dönemi kötüye kullanım öyküsü olan kişilerle çalışan bazı klinisyenler, çocukluk döneminde yaşanmış tek bir travmatik olayın etkileriyle, uzamış, tekrarlayan travmatik yaşantıların etkilerini ayırmak için, travmatik sendromları, sırasıyla; Tip I ve Tip II olarak ayırmayı önermişlerdir. Gilboa ve ark. ise yanığa yol açan travmatik olayların, yanık tedavisinin çok uzun sürmesi ve kalıcı sekel bırakması nedeniyle, TSSB’ye değil de, “Continuous” (sürekli) TSSB olarak tanımladıkları tabloya yol açtığını ileri sürmüşlerdir.

Dünya Sağlık Örgütü’nün hazırladığı, “Ruhsal ve Davranışsal Bozukluklar Sınıflandırması” (ICD-10)’da, toplama kampı yaşantıları, işkence, doğal felaketler, uzun süre yaşamın tehdit altında olduğu koşullarda bulunmanın (rehin alınma, terör, uzun süre her an öldürülme olasılığı ile esir tutulmak gibi), kalıcı kişilik değişikliklerine yol açabileceği belirtilmiş ve bu durumlar, “Felaket yaşantısı sonrası kalıcı kişilik değişikliği” başlığında ele alınmıştır. Bu bozukluğun tanı ölçütleri şunlardır: a) Dünyaya karşı düşmanca ya da güvensiz bir tutum b) Sosyal çekilme c) Boşluk ve umutsuzluk duyguları d) Sürekli tehdit ediliyormuş gibi kronik bir sinirlilik hissi e) Yabancılaşma. “Felaket yaşantısı sonrası kalıcı kişilik değişikliğinde”, kompleks TSSB’ye göre, kişilik değişikliği üzerine daha fazla vurgu yapılmış olsa da, bu iki tanının örtüştüğü söylenebilir…

Kaynak Web Sayfası