TİHV Tedavi ve Rehabilitasyon Merkezleri Raporu – 2011
TİHV Yayınları
ÖZET

İnsan Hakları Derneği’nin çeyrek yüzyıldır varlığını sürdürdüğü, tüzel kişiliği ile kuruculuğunu üstlendiği Türkiye İnsan Hakları Vakfı’nın ise 21 yılını tamamladığı bir Türkiye’de insan hakları adına gerçekleşen gelişmelerden söz etmek son yıllarda gittikçe zorlaşıyor. Raporu elinize aldığınızda göreceğiniz tablo çok açık olarak insan hakları kavramının siyasi iradenin önceliği olmadığını göstermek bir yana, bu topraklar için bir gereklilik olduğunu iddia ettikleri çağdaş güvenlik mühendisliğinin emsalsiz örnekleri için yeniden insan haklarını yok saymaya doğru sürüklendiklerini belgeliyor. Bu sürüklenme aslında kullandığım yüklemde de dikkatinizi çektiği gibi bugünkü siyasi irade için geçmişte olduğu kadar kolay olmayacaktır, olmuyor da…

Türkiye’de insan hakları mücadelesinin onlarca yıl içinde başardığı işlerin içinde, işkencenin artık inkar edilemez bir gerçeklik olarak toplumun tüm katmanlarınca kabulü yanı sıra önemli düzeyde bir hak arama bilincinin insanlarımıza kazandırılmış olmasının da payı büyüktür kuşkusuz. Kayıplarla, faili meçhullerle, toplu katliamlar, tehditler ve tutsaklıkla imtihan edilmiş bir insan hakları mücadelesinden söz ediyoruz. Bu mücadelenin bugün geldiği noktanın mücadelenin geçmişinden çok daha ileride olduğu muhakkaktır. İleride olmak elbette göreceli bir kavram ve insan hakları adına olması gerekenlerin gerçekleştirilmesi noktasına henüz ulaşmış da değil. Gazetecisinden avukatına, siyasetçisinden öğrencisine toplumun tüm temsilcilerine bir de insan hakları mücadelesinin en önemli aktörlerinden bazılarının tutsak alınması eklenince gerek insan hakları ihlallerinin bütünü gerekse “işkence” başlığı altında süzülen verilerimizin ortaya koyduğu tabloyu anlayabilmek daha bir olanaklı olacaktır.

Bu ülkede yaşayan her meslekten, her yaştan, her cinsel kimlikten insanlarımız, ne yazık ki halen kolluk kuvvetlerinin şiddetinin potansiyel hedefi durumunda olmakla birlikte 2011 yılının dikkat çeken iki önemli özelliği; başvurularımız arasında çocuk yaş grubunun sayısında son 5 yıl içinde iki katına varan artış ve daha önemlisi geçen yıllara göre öngörülen başvuru sayısının 2011 yılında %60’lık bir farkla 519’a ulaşmasıdır.

Türkiye İnsan Hakları Vakfı’na başvurular gerçekte işkence görenlerin toplamının ancak bir kısmını oluştursa da insan hakları ihlallerin anlaşılabilir bir resmini ortaya koyması açısından önemlidir. Vakfımızın son yıllarda sürdürdüğü etkin çalışmalar ve işkence görenlere ulaşma çabalarının beklenenin üzerinde gerçekleşen başvuru sayısında etkisini vurgulamak gerekir.

– 2009 yılında sistematik olarak başlatılan ve 2011 yılında da sürdürülen tedavi merkezlerimizin bulunmadığı bölgelere yönelik gezici sağlık ekiplerinin ziyaretleri; yalnız bu ziyaretler sırasında 2011 yılında toplam 37 işkenceye maruz kalan kişinin tedavi ve rehabilitasyon programına alınmış olması,

– 2009 yılı içinde yeniden başlayan ve halen süren, işkence görenlere yönelik hukuksal ve “sosyal destek” programları; bu kapsamda 2011 yılında 5 başvurunun hukuksal destek, 14 yetişkin ve 54 çocuğun da sosyal destek programına alınması bu yıl için öngörülen başvuru sayımızın artışında rol oynamış olsa da, bu artışı tek başına açıklayabilecek düzeyde değildir.

Türkiye’de mevcut siyasi iklim ve siyasi iradenin son seçimlerle kendini daha da güvende hissetme algısıyla muhalefete tahammül edememe davranışının, pompalanan bir güvenle gittikçe pekiştiğine tanıklık ediyoruz. Sokaktan cezaevine yayılan bir hatta saldırgan bir tutum sergilenmesine ve bu saldırganlığın siyasi iradenin kimliğini açıkça simgeleyen tüm aktörleri tarafından olumlanması, desteklenmesi ile sürdürülen bir insan hakları ihlalleri panoramasının ortaya çıkmasına yol açan bu “güven”, öte yandan kendine güvensizliğin dışavurumu olarak da okunabilir. Bu topraklarda kuşaklar boyunca halı altına süpürülmüş hakikatlerin daha fazla o halının altında kalamayacağının anlaşıldığı, hakikat taleplerinin her kesimden daha bir kuvvetle dile getirildiği bir dönemde sorun alanlarının siyasi kimlikleri gereği demokratik yöntemlerle ele alınabilmesi becerisinden yoksunlukları bu sorun alanlarına artmış uyarılmışlıkla yanıt vermelerine ve dolayısıyla tüm sorunlarda saldırgan bir tutumla bastırma davranışı geliştirmelerine yol açıyor gibi görünmektedir. Bu tutum da ancak bir tür çaresizlik ve güven eksikliği ile açıklanabilir.

Gösterilere pervasızca saldırarak yol açtıkları ölümlerle, toplu katliamlarla ve cezasızlık olgusunun kuvvetle desteklediği işkence uygulamalarıyla geçen bir yıl içinde, bir yandan da tüm bu hak ihlallerinin toplumda daha bir sesli tartışıldığını, daha fazla fark edilebildiğini gözledik.

Hak ihlallerinin görünür kılınmasında; ana akım medya her zamanki tutumuna sıkı sıkı bağlı kalmış olsa da alternatif haber kaynakları ile sosyal medyanın önemli bir işlev üstlendiğini ve bu kanalların daha sık başvurulur hale geldiğini söyleyebiliriz. Bu kanalların en önemli bilgi kaynaklarından biri de Türkiye İnsan Hakları Vakfı’dır.
Türkiye İnsan Hakları Vakfı’nın son yıllarda yalnız bu topraklarda değil, tüm dünyada bir başvuru merkezine dönüştüğünü de söylemeden geçmemekte yarar bulunmaktadır. Ortadoğu’dan Asya’ya, Avrupa’dan Amerika’ya bir çok ülkede eğitim veren bu Vakfın çok yakın bir zamanda bu birikimini kurumsallaştırması da boynumuzun borcudur.
Farklı mecralardan yaygınlaştırılan bilgilerin ışığında haklarına daha etkin sahip çıkan bir dünyayı gerçek kılabilmek için tek tek taşları gereken yerlere yerleştirmeye çaba gösteren, emeğini koşulsuzca ve esirgemeden sunan tüm Türkiye İnsan Hakları Vakfı çalışanlarına ve insan hakları mücadelesinin yılmaz aktörlerine sonsuz şükranlarımızla işkencesiz bir dünyayı birlikte kuracağımıza inancımın tam olduğunu bir kez daha vurgulamak istiyorum.